Seni Özlüyoruz
Seni Özlüyoruz...
  Site Menüsü
09.09.2010 08:33

  Giris
Kullanıcı Adı

Şifre

Yeni Kayıt

  Şair Ergin GÜNÇE

  Üye Linkleri
 
  Site İstatistiği
Tekil Hit
Bugün : 17
Dün : 23
Toplam : 46360
Çoğul Hit
Bugün : 149
Dün : 351
Toplam : 365987
  Çağşad'a Çağrı/ şiir ( H ü r d e m i )

şiir için lütfen tıklayınız...

  Dünyanın En Eski Aşk Şiiri Tableti
Dünyanın en eski AŞK ŞİİRİ tableti
  B a n n e r

Yenicagsad.com banner 

Bannerimizi sitenize ekleyebilirsiniz.


Köşe Yazıları


Uluer AYDOĞDU

Hepimiz İşin İçindeyiz


"C. Parnet'in "meşhur kartlar kulesi" bizi "zorunlu olarak seçenek yapmaya çağırır": Erkek misin kadın mısın, siyah mısın beyaz mısın, burjuva mısın proleter misin, barış mı savaş mı? Öyledir "Rollerin dağıtımını yöneten, daima bir makine vardır." Bir başka deyişle "İkili işleyişlerin oluşlarını kurmaya çalışanın iktidar aygıtı" olduğunu biliriz, ama "yine de" değil mi? Hoş geldiniz dünyaya.
C.Parnet'in de dediği gibi "… aslında ikili işleyiş iktidar aygıtlarının önemli bir kısmıdır. Herkesin bir duvara fişlenmesi, bir deliğe gömülmesi için mümkün olduğu kadar ikiye bölme yöntemi (dichotomies) kurulur. Yoldan çıkmalar arasındaki fark bile ikili seçenek derecesine göre hesaplanır."
Ben bu doğrultuda savaş ve barışı bu ikili seçenek anlamında "ikiye bölme yöntemi" olarak ele alıyorum. İşte 'iki tabanlı logaritma ile işleyen düzen' budur. Böylece "… olanaklı ardı ardına sıralanan seçenekler arasında, şu veya bu seviyede rolünün suratı edinilir. Hiçbir şey bu surattan daha az kişisel değildir. Delinin bile ondan beklenilen bir yüze sahip olması gerekli."
Bu akıldır ki "… bir maddeyi biçimlendirmeyi veya kuvveti güçlendirmeyi içerir" ve bu kuvvettir ki "iktidarı iktidar yapar". Bu anlamda bu kuvvetin eylemleri siyasidir. Yani "özgürlük olan kuvvetin" nasıl kullanılacağı/kullanıldığı sorunu… Châtelet "… burada kuvvetin kapılması mekanizmalarını anlamak ve maskesini indirmek için kuvvetini belli etmekten haz duyduğunu" söyler. İşte eylemin siyaseti ya da birileri kuvveti iktidar için kullanırlar. Bu yüzden "Karşı iktidar, iktidarın karşısı" tuzaktır: "… yedikleri tekmeler adına tekme atmak iştahı…"dır bu. "Spinoza'nın söylemiş olduğu gibi insanlar sanki özgürlük için mücadele edermişçesine hizmetkarlıkları için mücadele etmektedirler. Öyle ki, tekme atılsın veya yenilsin; iktidar, insanın doğal varlığının edilgenliği olmadan insanın sosyal varlığının eylemi olamaz." Yani insanın doğal varlığının pahasına gelişir/geliştirilir toplumsal varlığı. Burada doğal olana uygulanan kuvvet açıkça bir zorbalıktır. Bu zorbalıktır ki hiyerarşik yapılar ve ikilikler üretir, yani iktidar aygıtı böyle böyle insanın üstünde yükselir. İnsan ilişkileri tam da bu noktada 'darbe vurma' ve ‘yıkma’ üzerine biçimlenecektir. Tuhaf bir ilişki ya da ilişkisizlik. Öyledir, "Giderek nazik insan sayısı azalmaktadır, halbuki en az iki nazik insan lazımdır ki bir ilişki kurulabilsin." Teknik bir gelişme öyle değil mi?
Darbe üzerine darbe. Bir edebiyat darbesi, bir ahlak darbesi, üstün ruhlar darbesi, işe burnunu sokanlar diktatörlüğü… Nietzsche'den çalarak söyleyecek olursak: İşe burnunu sokanların yanılsaması şudur: “Diğerlerinin kıskançlıklarını uyandırdıklarını ve istisna olduklarını zannederler. Ama gerçekte, yokluklarında mahrumiyet duygusu uyandırmayacak, gereksiz şeylerdir.” Onlar olmasaydı dünya başka türlü mü olurdu demek istiyorum? Sanırım, ama bu da gereksiz bir şey. Keşke bir tabak keşküldür, ye ye bitmez.
Biz mi? "Yıkımı yıkmak için buradayız. Bu bir yetenektir." [1] Evet, evet "… insanlar arsındaki geometrik olan, hiyerarşik olmayan tam bir mesafenin kurulması sanatı, darbe vurmamak veya almamak için, ne çok yakın ne de çok uzak olmak", dediğim bu. İşin içinden aşkınlıkları çıkarmak. "İnsanların birbirleriyle karşılaşmalarından bir rit, işin içinde biraz şizofreni de olsa bir içkinlik riti yapmak." Kimileri kendilerini üstün ruh sanıyor, onları tepeleyip geçmek. Devrilmesi gereken bu.
Savaş mı barış mı? Dünya tarihine baktığımızda "savaş aralarında kısa süreli barışların" olduğunu görürüz. İlerlemeci bir çizgide 'tez, anti-tez, sentez' şeklinde ilerleyen insanlık sürekli kendini tekrarlar . Bu yüzden bütün ideolojik biçimlere karşı olduğum gibi varolan biçimden daha iyisinin vaat edenlere de karşıyım. Toplumsal "şizoid karakter" [2] iktidarların sahiplerini değiştiriyor yalnızca, düzeni değil. Anti-tez özgürlük, eşitlik ve adalet vaat ediyor, ama kısa sürede karşı çıktığı teze dönüşüyor. Diyeceğim o ki içinde olduğumuz organizmanın/canavarın/sistemin varolmak için var ettiği süreçlerden başka bir şey değiliz. Bir başka deyişle de bu organizma/canavar/sistem aynı zamanda da içimizde olduğu için onu oluşturan/yaratan/üreten mikro-organizmalar olarak kısır-döngüyü sürdürüyoruz. Yani hepimiz işin içindeyiz. Malzeme bu. Nobel kimya ödüllü Prigogine'nin dediği gibi "tuğlalardan ev de inşa edilebilir saray da." Bizim şimdilik var edebildiğimiz dünya bu. Bu bizden bir başka bizin çıkabilmesi için bizi var eden sistemin canına kıymak gerekiyor, ancak sistem aynı zamanda da içimizde olduğu için ve onun içinde varlık edindiğimizden yeni bir biz yaratmaya cesaret edemiyoruz.
Rollo May Yaratma Cesareti'nde klasik düşüncenin acıyı varolan düzene karşı bir tehdit olarak gördüğünü ve görüldüğü yerde ezilmesi gerektiğini söylüyordu. Oysa böyle bir düşünce varoluş açısından ölümcüldür ya da en iyimser ifadeyle bir kısır-döngü'de tekrarlayıp duruyoruz kendimizi. Çünkü, acı tehdit değildir, tam tersine varolanın kendisinin farkına varmasını sağlayacak olan bir olanak oluo bu doğrultuda yeni bir düzen arayışıdır. Laing'in "Hastalık yeni bir denge arayışıdır" demesinden hareketle varolan dengenin bozulması ya da kaos yeni bir düzen/denge için sistemin kendinde kendi kendine ürettiği (oto-katalitik) bir süreçtir.
Ilya Prigogine ve Isabelle Stengers'in dedikleri gibi "kaostan düzen doğar". Sistemlerin içeriden ve dışarıdan enerji akışları olmazsa varolan düzenlerini sürdürdüklerini kanıtlamasıyla Nobel Kimya Ödülü'nü alan Prigogine bu anlamda denge halindeki sistemlerde sistemi oluşturan alt-sistemlerin "uyurgezer" olduklarını söyleyerek bunların sistemlerin varolan haliyle kalmalarına hizmet ettiklerini de kanıtlar. Bu anlamda ‘varolan bizin canımızı acıtması bizin farkındalığını artırarak bizi oluşturan bizlerin uyanmasını sağlayacaktır.’ Böylece May'in de vurguladığı gibi yeni bir biz yaratmaya cesaret edebileceğiz. Canımızı acıtmayacak olan bir bizi yaratacak olan ya da bu kısır-döngü'de kaybolup gidecek olan biziz. Bizden başka bir şey yok. T. S. Eliot "yaratmanın ve cana kıymanın zamanı gelecek" demişti. Sanırım zamanı geldi."

 



Uluer Aydoğdu

Not: Bu yazı Oluşlar, Varlık ve Şairler ve Sarmal Döngü/Kainatın Ağrıyan Yeri İnsan adlı dosyalarımdandır.


[2] Nietzsche

[1] Sabit Tutku, Philippe Sollers (Çeviren: Pınar Yasemin Akan), YKY, İstanbul, 2004.



24.05.2008 10:44      1101 okuma.

   Yazarın bütün yazıları :

  • Potlach'ı Patlatmak    31.05.2007
  • Saçımı arkadan mı ayırayım? Bir şeftali yesem mi acaba?    06.09.2007
  • Hepimiz İşin İçindeyiz    24.05.2008
  •   Editörden

    F. Oktay / M.Doğan

    Gündemimiz

      Söyleşi

     

    Ahmet İNAM-Ersin YILANCI

    Söyleşi için tıklayınız

      Dost Site Linkleri

    akashazone.com

    Antolojide Biz

    merihli.com

    edebiyata.com 

    siirakademisi.com

    edebiyatdefteri.com

    forumedebiyat.com

    kemalozer.net

    yazimhane.com

      7/ 24 Üye Destek

    Derneğimiz hakkındaki
    soru ve görüşleriniz için


    Tıklayınız...

      " Deli Rakkase " Habibe Ağaçdelen
    Tasarım ve Yazılım Orden Bilişim
    www.cagsad.com
    Her Hakkı Saklıdır. Copyright © 2007

    Sitemizi 0 kişi ziyaret etmiştir.




    Sitemizde yer alan yazı ve şiirlerin telif hakları yazarlarına aittir. Yayınlanan yazı ve şiirlerin içeriğinden Derneğimiz sorumlu değildir.




    A.İLHAN ŞİİR ÖDÜLÜ İÇİN TIKLAYINIZ...
    W.B.YeatsYosa BusonWilliam Shakespeare
    Su Tung PoThomas MooreVoltaire
    Sarojini NaiduStephane MallarmeShimazaki Toson(1)
    Rudyard KiplingSant TukaramSarah Teasdale
    Paul EluardPaul ValeryRoald Dahl
    Matsuo BashoMuhammed IkbalOmer Hayyam
    M.A.KuzminM.Y.LermontovMark Twain
    Jean CocteauJohn WilmotJRR Tolkien
    Guillaume ApollinaireH.W.LongfellowIngeborg Bachmann
    Federico Garcia LorcaGeorge CanningGoethe
    Dorothy ParkerE.B.BrowningEzra Pound
    Amy LowellA.S.PushkinAnais Nin
    GazaliBertold BrechtAndre Breton
    Dylan ThomasCharles BukowskiCarl Sandburg
    Elizabeth BishopLawrence DurrellEdgar Allan Poe
    Langston HughesGwendolyn BrooksEmily Dickinson
    Ted HughesSylvia PlathOgden Nash
    William ShakespeareWalt WhitmanWilliam Blake