Köşe Yazıları
 Habibe Ağaçdelen eyriboyun@windowslive.com
Şiir-Şair ve Politika
“ Edebiyat, tarihleri, nesilleri, şahısları ve eserleri devrin sosyal, politik ve ekonomik şartları içinde ele alarak açıklamaya çalışır.” Prof. Dr. Mehmet Kaplan
Şiir sanat olarak, hem çağın kabullerini yansıtmalı, hem de ortak bilinçaltının ve ortak ruhun temel değer ve kabullerini savunmalıdır.
Yazar ve şairin bulunduğu devrin siyasetinden uzak, baskısız yazması çok zordur. Hele ki günümüzdeki atmosfer, gündemin hızlı değişiminde bağlı olarak şair ve yazarı bulandırmaktadır. Gerek bireysel olarak ve gerekse sosyal kabullere bağlı olarak yazı ve şiir şekillenmektedir.
Günümüzde sisteme dik durabilen şair parmak hesabı bile yapılamayacak kadar az olması yanı sıra, medya ve internet aracılığı ile kişisel reklâm yapılarak taraf aranmakta ve şair kabul gördüğünde devrin idare lambası olmaktan öte gidemese de egosunu şişirmeyi kâr saymaktadır.
Oysa Modern Türk Şiiri’nin bu gün ki şeklini almasında, bireysel olarak inanç ve gelecek adına misyon yüklenen bir çok şairlerimiz olmuştur. Hoş, modern şiirin başlangıcı algıya ve kişilere göre değişmiştir her zaman. Ben Tevfik Fikret ve Mehmet Akif’i ilkler olarak çok önemsiyorum ve etik olarak Nazım Hikmet’te bu şairler gibi şiirlerini çağa yakın tutarak gerçek şiire ulaşmaya başarmış ve misyonunu büyük ölçüde tamamlamıştır.
1960’lı yıllarda Dünya’da özgürlük hareketleri canlanmıştır. Takip eden yıllarda da dışa açılımın getirisi olarak, sanatçı-sanat- politika ilişkileri tartışmalara açılmıştır. Bu dönemde Nazım’ın tekrar gündeme gelmesi ve Ahmet Arif’in ön plana çıkmasıyla yeni nesil gençlerin tepki ve misyon şiiri olarak kendilerini ifade etmeleri baş göstermiştir. İsmet Özel bu dönemin en önemli temsilcisidir ve Mehmet Akif kadar olamasa da, gündelik siyasete direnebilen ender şairlerden birisidir.
Şiirin döngüsel gelişiminde olduğu gibi, 12 Eylül döneminde de sosyal baskılara bağlı olarak şiir politikadan oldukça arınmaya çalışmıştır. Bu yıllarda geleneksel sahiplenmenin etkisinde, apolitik bir dil yapılanması baskındır. 1980’lerden sonra Küçük İskender ile post-modern şiire merhaba denilmiştir. Şiir adına çok fazla zorlanmanın görülmediği bu dönemde şairlerin sayısında hayli artış görülmesine rağmen etkili kalem olarak sivrilen isimlerde çok fazla göze çarpmamıştır.
Bu dönem sonrası, kişisel kaygılar, Dünya ve düzene direniş ve bunların gölgesinde duygusal bunalımlara esir olmuş bir sanat kalıverdi elimizde. Tıpkı dönemim sosyal kabulleri gibi.
Her zamanki gibi çeşitli çevrelerce, halka inebilmek için yine şiir kullanılmış ve ne yazık ki, şiir politikanın elinde bazen araç olmuştur. Böyle olunca da gruplaşmalar başlamış ve kendi aralarında kim ya da hangi tarz iyi, çatışmaları baş göstermiştir. (Ki bana göre hala vardır. Kulisler diz boyudur…) Her ne kadar, dönem dönem dergiler yön belirlemeye çalışsalar da yazar çokluğu içinde doğru bir değerlendirme yapmak hayli zorlaşmıştır. Bu çok seslilik şiirin dışındaki sosyal kabulleri (ekonomik+siyasi) daha da etkinleştirmiştir.
Son çeyrek yüzyılda yaşadığımız siyasal karışıklıklardan ve iç kargaşadan haliyle şiirde etkilenmiş, beli bir yön ve kalıp bulamadığı için camia kendi içinde yavan bir kabulsüzlük yaşaya gelmiştir.
Günümüzde ise şiir ifa etmesi gereken sanat misyonunu tam olarak yansıtamamaktadır. Çünkü bilinçlenmenin dışına taşılmış, şiir akımların ve etkileşimlerin içinde boğulmuştur. Soysa-ekonomik kaygılar ve güncel siyasetin hareketliliğine bağlı olarak globalleşme esiri bir yaşama yenilmiş, değişen gündeme ait konular çabuk tüketilmiştir.
Sanat adına çok seslilik, tamamen sosyal kabullere bağlı bir sorundur. Fakat olumsuz gibi görünen bu çeşitlilik, edebiyat ve şiirin yüklendiği misyon adına, şiirin temelini evrensel bütünlüğe dayandıran, sanatın gerektirdiği zekaya (bence çok önemlidir) ve birikime sahip yeteneklerin, doğru yönelimleriyle, yapıcı ve anlamlı bir yöne kanalize olabilir. Bu tercihlerin çok az olduğu günümüzde, şiirin sanat olduğundan bir haber ve siyasi ya da medyatik gruplara yaranmaya çalışan, egosunun esiri bazı kendini bilmezler tarafından maalesef şiir yıpratılmaktadır.
Son on yılda çeşitlenen kültürler ile oluşumların getirisi siyasi yaklaşımlar, farklılıklar ve teknolojik gelişmelere paralel olarak gelişen çok seslilik, insanlığın sömürülmüş duygularını kucaklayarak uyanışa ve birliğe can katan, gerçek anlamda, sanatçı gözüne sosyal ve siyasi şölen sunan bu tablo ile birlikte, gerçek şairini ve şiirini yaratacaktır. Buna yürekten inanıyorum.
Tüm olumsuzluklara rağmen, yine yeniden yollara koyulacaktır, tekten tüme çok sesli olarak şiir. Önüne çıkan her türlü gruplaşma ve sosyal baskılara rağmen, yeni kabuller arasında, misyonunun taşlı yollarında yürümeye hazır çelik ayaklı ve demir bilekli cengâverlere yol verecektir, gücü yettikçe.
“Binlerce çocuk,
Siyah-beyaz bir kuşak,
Ötelerden sessizce.”
Cemal Süreyya
Bedeli ne olursa olsun, çabuk tüketilen, değerlere ve siyasi gündemlere inat, illaki zeki bekçileri olacaktır kan akıtan kalemlerin…
Bak, akıl devşiriyor kabullerin için,
sefil şairin elinde sebil memleketin…
Habibe Ağaçdelen
09.04.2009 23:39 765 okuma.
Yazarın bütün yazıları :
Şiir-Şair ve Politika 09.04.2009 UMUT KUYUSU 27.05.2009 Şiirin Çilesi. 10.06.2009 Şiirin Çilesi. 10.06.2009 Zamanı Kalbinden Vurmak 14.10.2009 Şiir ve Sanat 08.07.2010 |