Köşe Yazıları
 Sami Nabi Özerdim
Ders kitaplarında Nâzım hikmet (*)Burada yineleyeyim : Atatürk’ün sözleri üzerinde çalışır, bunları gerektiğinde aktarırken, anekdotlarda çok özenli davranmak gerekir. Saffet Urfi Betin’in, 1951’de yayımladığı Atatürk İnkılâbı ve Ziya Gökalp – Yahyâ Kemal – Hâlide Adıvar adlı kitabında, Atatürk’ün, genel yazmanı Hasan Rıza Soyak’tan aktarılmış bir sözü var : “Siyasi hürriyeti şimdiden kayıtsız şartsız veriniz. Sonu ne olacak? Halk sokaklarda yine serbestçe bağırıp çağıracak. Hedef bu mu? Evvelâ içtimai hürriyet efendiler, içtimai hürriyet! Millete evvelâ bunu vereceğiz. Böylece o kendisi, siyasi hürriyetini alacağı ve iyi kullanabileceği safhaya gelir.” (s. 81).
Atatürk bu sözleri gerçekten söylemiş midir? Söylediyse sözcüğü sözcüğüne böyle mi demiştir? Bunu bilemeyiz. Bu sözü aşağıdaki olaya bağlayacağım.
Nâzım Hikmet, Atatürk’ün günlerinde kitaplarını özgürce yayımlar, oyunları İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda oynanır, Akşam gibi bir hükümet yanlısı gazetede Orhan Selim takma adıyla köşe yazıları çıkar, o zamanki tek kitap yöntemiyle, okullar için devletin yazdırdığı ders kitaplarında şiirleri yayımlanırdı. Mustafa Nihat (Özön) ün 1930’da Maarif Vekâleti’nce Devlet Matbaası’nda bastırılmış, Lise III. sınıf için hazırlandığı içkapağında yazılı; Metinlerle Muasır Türk Edebiyatı Tarihi adlı kitapta şu başlıklı şiirlerine yer verilmiştir : “Yaralı Hayalet”, “Yalınayak”, “Meşin Kaplı Kitap”. (s. 237 – 243). Bu kitabın 1934 basımının 184 – 191. sayfalarında bu şiirleri görüyoruz. İsmail Habip (Sevük)’ün 1932’de Maarif Vekâleti’nce Devlet Matbaası’nda basılan, lise III. sınıf kitabı Edeb Yeniliğimiz’in 494 – 495. sayfalarında Nâzım Hikmet’in yazınsal kişiliği anlatılmaktadır. Üzerinde tarih bulunmayan, ancak içkapağının arkasındaki bir kayıttan, 1935’ten sonra basıldığı anlaşılan yeni bir basımda da 482 – 483. sayfalar Nâzım Hikmet’e ayrılmıştır. Sadece son tümcede, daha önce ozanı övmüş olan yazar şu kadarını eklemiş, genç öğrencileri uyarmak istemiştir : “Şairi beğen, fakat aldanma!” Bu ders kitabının içkapağı arkasında şu kayıt var: “Maarif Vekâleti Talim ve Terbiye Heyetinin 25.8.1930 tarih ve 3868 numaralı emriyle 3000 nüsha tab’edilmiştir” (basılmıştır).
Nâzım Hikmet’in şiirlerini, ünlü “milliyetçi” Orhan Seyfi (Orhon) kendi dergilerinde yayımlamaktan çekinmezdi. Yukarıda adı geçen “Yalınayak” şiirini 1927’de yayımladığı Güneş dergisine aktarmıştı. 1935 – 1936 yıllarında çıkardığı Ayda Bir dergisinde de Nâzım Hikmet’e yer vermişti. Daha ortaokul sıralarında okurken, düzenlediğim şiir defterlerinde Nâzım Hikmet’in şiirleri de yer alırdı. Ne var ki, romantik bir kuşağın çocukları olarak, bizler, onun, geçen yıllarda sol kesimden kimilerince duygusal bulunan, geri çevrilen “Salkım Söğüt”, “Bahri Hazer” gibi şiirlerini seçerdik.
Burada, çok kesin bir belge olarak, bir anımı anlatacağım; hiç kullanmadığım halde, şu deyimi de ağzımdan kaçıracağım: “Sıkı durun!” :
İzmir Lisesi’nin orta III. sınıfında idik. Yıl : 1933 – 1934. Türkçe öğretmenimiz Kemal Hekimkan, bizlere ödev vermişti; istediğimiz ozanı sınıfta anlatacak, şiirlerini okuyacaktık. Ben, o yıl lise III. sınıfında okutulan Divan Edebiyatı ders kitabını (Agâh Sırrı Levend’in kitabı) okuduğum için Nedim’i aldım; sınıfta anlattım, şiirlerini okudum, sözde açıkladım. Bir arkadaş da Nâzım Hikmet’i seçmiş; bütün bir ders boyunca anlattı, şiirlerinden örnekler okudu. Muhtar Turhan adlı bu ortaokul öğrencisinin sola özendiğini sanmam. O da, yukarıda andığım çocuksu romantizmle olacak, Nâzım Hikmet’in şiirlerini sevmiş olmalıydı. Kırk beş dakikanın sonuna gelindiğinde, Türkçe öğretmenimiz, şu kadarını söylemek gereği duydu : “Bakın, memleketten kovulacak adamı sınıfa getirttim.” Ne oldu? Ne olacak, hiç? Bir başka örnek : 1930’lu yıllarda Bursa Askeri Lisesi’nde okumuş, bugünün bir emekli albayından şu olayı dinledim : Ali Ulvi Elöve, öğretmenleri imiş. Sık sık, bu ünlü dilbilimcisinden, kendilerine şiir okumalarını isterlermiş. Elöve, öğrencileri kırmaz, onlara o günlerin yeni ozanlarından, bu arada Nâzım Hikmet’ten şiirler okurmuş. Bu olaylar üzerinde nasıl yorum yapılabilir? Şimdi düşünelim : Bu, bir özgürlük olgusu mu idi? Şimdi diyecekler ki, nasıl olur, tek parti dönemi idi bu! Oysa, ne ölçüde olursa olsun, ara sıra yargılanıp hapse de giren, komünist olduğunu saklamayan bir ozanın ; kitaplarını yayımlayabildiği, oyunlarının resmi tiyatroda oynandığı, devlet kitaplarında şiirlerinin öğrencilere okutturulduğu, ortaokul sıralarında ders konusu yapıldığı bir ortam için özgürlükten söz açmak yadırganmamalı.
Nâzım Hikmet’i okuduk, şiirlerini defterlerimize yazdık, ders konusu edildi, okul kitaplarına girdi. Atatürk’ün ölümüne değin okundu, oynandı.
Bugünkü kuşak Atatürk dönemini bilmiyor, gördüğümüz kadarıyla da bilmek gereği duymuyor. Onun için de kolayca etkileniyor kimilerinden...
(*) Sevgili insan Sami Nabi Özerdim’in bu yazısı, ilk olarak, Kasım 1987 tarihli Öğretmen Dünyası Dergisi’nin 95. sayısında yayımlanmıştır. Bugün “Nâzım Hikmet ders kitaplarında” diye özgürlük “reklamı” yapanların, geçmişi de bilmelerini istedik. Nâzım Hikmet’in ders kitaplarında adının anılması bile büyük bir adım oldu bugün... Ama, 1930’lu yılların ders kitaplarındaki “Meşin Kaplı Kitap” şiirini ders kitaplarında görebilmemiz için daha ne kadar beklememiz gerekecek kimbilir?
İşte Ders kitaplarındaki Nâzım Hikmet:
Liseler İçin Edebi Metinler 1, Şiir – Hikâye – Roman, Recep Seyhan, Deniz Yayın Evi, Temmuz 1999, İstanbul, Sf: 128.
14.11.2007 01:29 2286 okuma.
Yazarın bütün yazıları :
Ders kitaplarında Nâzım hikmet (*) 14.11.2007 |