|
Sözünü tam söyleyemeden ölen şair: ERGİN GÜNÇE
Ergin Günçe, 1938’de Giresun’da doğdu. Annesiyle babası öğretmen olduğundan çeşitli kentlerde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nin ardından Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Orta Doğu Teknik Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi’ne asistan oldu (1960). 12 Mart’tan önce de sonra da birkaç kez gözaltına alındı, tutuklandı ve yargılandı. Master ve doktora çalışmalarının yanı sıra Fransa ve Almanya’da çalıştı (1974-79). Yurda döndükten sonra ODTÜ’de öğretim üyeliğini sürdürdü. 16 Ocak 1983’te Esenboğa’daki uçak kazasında öldü.
Şiirlerini 1950’lerin başında yayınlamaya başladı. Çeşitli dergilerde yazdı. Bu arada a dergisi ve Yeni a Dergisi’ni çıkaranlar arasında yer aldı. İlk kitabı Gencölmek 1964’te yayınlandı. Ölümünden sonra bütün şiirleri Türkiye Kadar Bir Çiçek adıyla bir kitapta toplandı (1988).
Şiirlerinde “çocukluk”, “ölüm duygusu” gibi temalar, dili değiştirimlerle alışılmadık çağrışımlara yönelten, okuru şaşırtarak sarsan değişik imgeler ve söyleyişler dikkati çeker. Kimi şiirlerinde ise düşünce ağırlık kazanmakta ve siyasal tavır öne çıkmaktadır.
ERGİN GÜNÇE - ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER
GENCÖLMEK
Ay mıdır kar mıdır pencerede
Boğulmuş çocukları martılara taşıyan
Kara köpek karşı kıyıda uluyor
Bence o çocuk öyle gülmemeli
Atları çayıra saldım diş kamaştıran erik ağaçları altına
Nisan toprağı kalbimde ağarıyor
Bence o çocuk öyle gülmemeli
Şimdi bir kadın çay demlese
Bahçemdeki korkuluk nar ağacıdır
Erken ölmüş, iyi giydirilmiş
Sular soğuyor ovada duran ince gölgesinde
Büyük ateşler, kuytu köyler gibi
Alınlarına vişne çiçekleri yağan
O kızlar, delikanlılar ve lohusalar
Oyulmuş bir bebektirler ıhlamurdan
Kestane mangalları, masallar, talikalar
Ölüm alışsın artık bize
Bir dans gibi bahçemize gelsin
Gelsin otursun ılık minderimize
Ben o çocuk öyle gülmemeli
Ay kar gibidir pencerede
GÜNLERDEN EYLÜL, AYLARDAN ERGİN GÜNÇE
Günlük şarabımız var maşrapa içinde
Külde pişmiş patatesler ve eşsiz pilavzerde
Din kitaplarımız, putlarımız, telvelerimiz
Yeleği de köstekli bir amca kahvesinde
Suratı çilli günler, gölgesi uzun günler
İşte bir bağ bozumu, işte bir çıngıl üzüm
Gökyüzüne yaslanıp saatimi kuruyorum
Kimsecikler duymasın bir Tanrı olduğumu
İstersen bu Duayı bir Çınara söylerim
Ben kendi başımdaki en önemli şapkayım
Islıkla her türlü marşı çalan bir Arap
Bazan bizim orada bir yokuştan iniyor
İşte durumlar böyle ey Kandil Simitleri
Bir değirmen bu günler kalbimi öğütürüm
Serentiler kurarım ömrümü kuruturum
Haritamda denizlerin yerleri değişiktir
Günlük peynirinizi bize veriyor
Kızarmış bayat ekmek, suda kaynamış pirinç
Sen ne dersen de yeleği köstekli Kahve
Durup dururken Tanrımı seviyorum
Günlerden Eylül aylardan Uzun Eşek
Bir Tabanca çıkarıp kendimi vuruyorum.
MANDOLİN
Eski bir mandolindi ölümdü anlatılan
Kır kahvesinde çocuklara çalardı
Temmuz örerken evini sarmaşıkla
Çan çiçekleri göğsünde kuru kalbi
Serilince bahçeye rakı sofrası
Kucağında mandolin, mandolin ve parmakları
Ne yalnızlık kalır ne aşk
Ne gizlice bildiği av şarkıları
Ay dudağında kuruduğu zaman
Ve ne zaman görse çocukları
Serin yaz geceleri penceresinden
Balkona akınca gölgesi
Saçlarında deniz ve uçuşan şapkası
Eski bir mandolindi ölümdü anlatılan
Şimdi kış ve uykusuz çocuklar
Uzak bir mandolin kulaklarında kalan
TÜRKİYE KADAR BİR ÇİÇEK
Soğuk suda çarpa çarpa yıkadım
Yüzümün niyeti bir aşk şiiri
Ayçiçeği
Gümüş çiçeği, Kavun Karpuz Mevsimi
Çiğdem: yağmur sonu çiçeği
İlk cemreden sonra bulduğumuz çiçekler
Gül güldür, Gül de güldür
Ben bu kadar anlarım bu işten
Ekinler sarardı biçtik güz geldi
Eskiden sevdiğim kızlar çiçeği
Öpemedik birbirimizi işte bunun çiçeği
Tay gibi dururdu tay gibi bir kız çiçeği
Benim poliste kaydım varmış, hohho
Poliste kaydı olmanın çiçeği
Bir dâvet olan çiçek
Süslerler eteklerini kikirdeyerek
Kaymakam evlerinde yastık çiçeği
Diz çiçeği. Türkçenin en ayıp kelimeleri
Dul, Baldız, Bizim Güveyi
Bacanak çiçeği, ayıp çiçekler
Yüzünün ve taranmanın çiçekleri
Entarin düzelirken açan çiçek
Bir dâvettir çiçek ve çok kere gidilemez
İnsanın dairede işi vardır çünkü
Amerikan polisinde bile fotoğrafım var, hah
Hangi hırsızın polisi, hani ev sahibi
İyisin sevgilim, aceleci ve sabırlı
Belki de barışa bir savaşla varılır
Çünkü işleten sevgiyi
Öfkenin kurucu meclisidir
Tarihi hızlandırmanın çiçeği
Senin saçlarında bir Macar kırmızı var
El yazması Kur'anlar
ve Benim yanaklardaki Çerkeslik
Daha bir sürü çiçekler
Senin de bir kaydın bulunmalı loy
İyisin, demek ki iyisin, sabırlı ve aceleci
Kadınlar Mevlûdu, şerbet çiçeği
Geldibirakkuşkanadıylarevân ve benim uykum
Ki güzel çiçektir her zaman
Hâfız kadınların fingirdekleri
Tüccar, telsizciler, terlikçiler
Aklımda bir kasabanın çiçeğini tamamlar
Hamamı hergün turşu kokar
Demek, düğünlerde böyle oynarlar
Gözleri duvarlara, tavana bakar
Köylerin solgun aşk çiçeği
Düğün ne kadar uzundur, Sağdıç çiçekleri
Güveyi pencereden bir silâh atar
Kızevi utanarak tarar sakalını
Göğe bir duman çiçeği salınır
Kaydımız olsa da olmasa da sevgilim, ohho
Kaç kere yıkadık birbirimizi
Ayçiçeği
İş becermişlerin yüzündeki çiçek
Kurtuluş Savaşının kaşındaki çiçek
Asyada kabaran ekmek çiçeği
Beş bin yaşından bir komutan
Sen bu kadar yüreklisin
İnce çekingenlik çiçeği
Ha dediklerinde dağda olursun
Ha diyeceklerin ağzındaki çiçek
Umudun çiçeği
Türkiye kadar bir çiçek
Yüzünün niyeti bir aşk çiçeği
Bir kalkışma yüreğindeki çiçek
OLMAK YA DA VURMAK ÖLDÜRMEK
Bir suç oluyorum ben de külümü karıştırınca
Kimleri, kimleri, kimleri vursam
Önce kendimden mi başlasam şakalaşmaya
Önce kendimden mi başlasam
Ben istesem Horoz gibi öterim
Alıngan ve içli çocuk olduğum için
Rahatlarım Bankanın camını kırsam
Sularım sonra atımı bir derede
Ne zaman ne zaman kırlara kaçsam
Ben istesem Kilidimi kırarım
Kumral bir Yaz peşimdedir, dolaşırım ben
Altı yaşında tütüne gittim, oğlak güttüm, çırak
Neler de çıkıyor eşelenince
İnsan büyüyor adam vurarak
Ben istesem Pusu bile kurarım
Duygulu ve sivri bir öğrenci oldum
Ateş okudum kitap yakarak
Artı-değer kavramını ve günlerce Matematik
Bıçaklar edindim Bursa'ya giderek
Benim şimşir Kazıklarım vardır
Ne zaman seni vursalar öcünü komam
İpekli dokunur gibi işliyor zaman
Öfke çiçeğim, av borum, işlek çıngırak
Bütün gün kan içinde yoğruluyorum
Yorulmam dersem Yalan olacak
Bir suç oluyorum ben de külümü karıştırınca
Kimleri, kimleri, kimleri vursam
Önce senden mi başlasam şakalaşmaya
Önce senden mi başlasam
DERSİMİZ AŞK ÇÜNKÜ SÖYLEMİŞTİM
Dersimiz Aşk, konular Haydutluk ve Sarışınlık
Şimdi şurdan koşsam Akdeniz'e çıkarım
Yörükler ve Develer arasından geçerim
Üzüm incir ve tütün, üzüm incir ve tütün
Dersimiz Aşk çünkü, söylemiştim
Oturur bir Güneşle sigaramı yakarım
Bir Horoz adamıştım onsekizimde
Nedense kesmeye üşeniyor insan
Şu günlerde ömrüm de bir hayli kısalıyor
Dersimiz Aşk, konular Barut ve Av Tüfeği
Annemiz bizi de elbet bir Gül'de biriktirdi
Okullar bitti, Askere gittik ve hemen evlendik
Bahçeye bir Sığırcık bir de Köpek alıştırdık
Serentiler üstünde Biber ve Kırmızı Tarhana
Dersimiz Aşk çünkü, söylemiştim
Oturduk son gece Balkonda Vişne yedik ve gülüştük
Süt gibi Gökyüzünden biriki Turna geçiyor
Öksürerek yürüyorum bir İkindi yolunda
İzliyor beni Gölgem, Çubuğum ve Keçilerim
BİR DOSTU ÖLÜ GÖTÜRMEK
boş bulunup gülersen
bir ölünü görünce
ocağa tütsü atarsın
pencerene sürme çek
ölünün babasıyla
uzunca bir rakı iç
anmadan eski günleri
bırak biraz ay doğsun
dört arkadaş bir olup
tahta kutu içinde
ölünüzü götürün
incirlerin altına
dönersen ıslık çalarsın
yol uzun, su karanlık
otur bir çardak altına
bırak biraz yağmur yağsın
İKİNDİYE MANDALİNALAR
Gülseren için
Kocaman yüreğimi süsleyen sam yeli
Uykudadır şimdi bütün çerkes çocukları
Atlar kişniyor neremde kimbilir atlar kişniyor
Zaten beni çingeneden aldılar
Ben kötüyüm babam karaduta bağladı
Köpeklerimi vurduğunda bir tren aradım
Üstlerine çam örttüm bildiğim kadar
Toprak bir gün sonra da kımıldıyordu
O yaz zaten deliydim bir bahçe
Herkes bilir incir ağaçlarımı
Cumartesi bayrak direğindeki baykuş
Gerçi bütün ötüşleri çıktı
O sabah avluda oturdum mızıkam bozuk
O, arada, uçurtmaya kadar süzülüyordu
Bütün gün ne oldu da görünmedi
Birazdan gelir cebinde mandalinalar
Üstümü örter, ıhlamur kaynatır
Hastayım gözlerimde, dizer alnıma saçlarımı
Benim yüzüm çerkes yüzüdür
Öğünür eğlenirken sam yeli kulaklarımla
Nişanlısını uzak bir yere götürmüşler
"her şeyi bilirim ama" dedim, o zaman ağladı
Ey göklerde boğulan uçurtması
Hepsinden beyaz ve en yüksekte
Saat kulesine her zaman tünemezdi
Birşeyi doğrulamak ister gibiydi bu Pazar
Baktım göğü dolaşır, sarı kafamı kaldırıp
Yağmur üçümüzü ovada yakaladı
Kim indirmiş o usta baykuşumu
En güzel ölümü bana saklardı
EVDE KALMIŞ KIZLARIN MASALI
I
Sonraya bırakılmış güzel günler varken
İçlerinde mavi bir çocuk da vardı
Zaman mor atlarıyla eriklere başı değerek geçer
İçlerinde sinsi bir kedi vardı gülerken
Durgun günler saçlarını aka boyuyor
Kaç yıldır bilirim çil bir horoz taşırlar gözlerinde
Çocuklara söğüt düdükleri dağıtırken iyi bilinen mayıs
Bir ses uyur kulaklarında elmalar çürüten
II
Bir gün sen çiçek açmış limon ağacı
Onlar üzülür açıp yüreğini gösterirsen
Bir horoz, bir kedi, bir ev birikir içlerinde her yaz
Her yaz; bir buğdayla başlayıp bir yağmurla biten
III
Bizim oralara da uğrarsa o gün ölüm
Açarlar o üç kız pencereyi
Yüzlerinde ince bir gülümseme
Limon çiçeklerine eğilir gibi
HAKKINDA DENİLENLERDEN BAZILARI
“Ergin Günçe, çok yazan bir şair değildi, şiir birikimi çok olan bir şairdi. Ara verse de şiirin kuyruğunu bırakmazdı. Gerçeküstü imgelere dayalı, aşırı duygusallıkları akılla dengeleyebilen bir matematiğe sahiptir onun şiiri. Bu şiirlerde çocuksu, hatta çocukça bir anlam ve gerçeklikler yatar. Ölüm ve çocuk onun şiirinin belkemiğidir. Ölümle dirim yanyanadır. “
Adnan Özyalçıner
“Matematikle şiirin, ekonomi ile edebiyatın kesiştiği bir nokta varsa eğer, Günçe işte o noktadaydı. Ve bu noktaya, edebiyat dünyasındaki kır çiçeklerini devrişe devrişe gelmişti.”
Uğur Mumcu
”Kırık bir Verlaine var bu çocukta.”
Sezai Karakoç
'Gencölmek'teki şiirlerle daha sonra tek tek dergilerde yayımlananlar arasında şöyle bir ayrım var: Gencölmek' tekiler 'İkinci Yeni' döneminin ortak çizgilerini de taşıyor. Çocukluk-ölüm duygusu temaları yanyana, hatta içiçe. Ruh temizliğinin kitabıdır 'Gencölmek'. Düşünce orada naifleşiyor, humor haline geliyor. Daha sonra dergilerde tek tek yayınlanmış şiirlerde ise düşünce ağır basmakta. Siyasal bir tavır var. Ergin Günçe, bunları hayatı değiştirme tutkusundan dünyayı değiştirmek aşamasına geçmiştir. Ancak bir savaşçı gibi değil de, bütün hesaplarını vermiş eski bir uygarlık gibi konuşmaktadır.”
Cemal Süreya
“İkinci imzalı kitabımı almak için aradan yıllar geçti. ODTÜ öğrencisi idim. Yazarı, ODTÜ'de hocam, dostum ve abim Ergin Günçe idi. Şiir kitabının adı ‘‘Gencölmek’’.
Ergin Abi şöyle yazıp imzalamış:
‘‘Emin Çölaşan'a. Bu kitap hızlı yaşamaya, çabuk ölmeye ve güzel bir cesedi olsun istemeye karşı bir direniştir. Bütün gencölenlere yakılmış bir ağıttır. Sakın gencölme. 29 Aralık 1964.’’
Ama Ergin Abi bana ‘‘Sakın gencölme’’ diye verdiği nasihatı tutamadı. Aradan bir süre geçti ve Esenboğa'da bir uçak kazasında gencöldü.
Aradan yıllar geçip de bana binlerce imzalı kitap armağan edileceğini o zamanlar nasıl bilebilirdim! İmzalı kitap en güzel armağandır. Benim de Türkiye'nin on binlerce evinde imzalı kitaplarım var ve bununla gurur duyduğumu saklamıyorum.”
Emin Çölaşan
“Beni en çok üzen de, yakından tanıdığım, arkadaşlık ettiğim Ergin Günçe’nin erken ölümü oldu. Yaman bir şairdi Ergin. Kolay kolay ulaşılamayacak pırıltılı bir zekası, engin bir hayal gücü vardı. Dil ustasıydı. Aramızdan ayrıldığını duyunca, "Gencölmek" şiirini hatırlamıştım hemen. "Ölüm alışsın arıtk bize / Bir dans gibi bahçemize gelsin / Gelsin otursun ılık minderimize."
Ama ölüm bir dans gibi gelmişti Ergin’in bahçesine. Onu gökyüzünde yakalamış, bindiği uçakla yere çakılmıştı.”
Ülkü Tamer
Bütün Türk şairlerini seviyorum. Ama, hani bir çocuk, her gece en sevdiği bir oyuncağıyla yatar ya yatağına, benim de böyle bir şairim var: Oktay Rifat. Sonra Metin Eloğlu; üzgün bir Üsküdarkeş olduğu için belki de. Bir de Ergin Günçe. Frankfurt’tan hemşehriyiz onunla. Oturmuş bir dönem. Finkenhof dutlarından, dut ağaçlarına konan baykuşları anlatır. Yıl 1975’ler. “Türkiye Kadar Bir Çiçek” kitabı, Türkiye’nin ağlama defteridir.
Ali Asker BARUT
|