Seni Özlüyoruz
Seni Özlüyoruz...
  Site Menüsü
09.09.2010 08:44

  Giris
Kullanıcı Adı

Şifre

Yeni Kayıt

  Şair Ergin GÜNÇE

  Üye Linkleri
 
  Site İstatistiği
Tekil Hit
Bugün : 17
Dün : 23
Toplam : 46360
Çoğul Hit
Bugün : 164
Dün : 351
Toplam : 366002
  Çağşad'a Çağrı/ şiir ( H ü r d e m i )

şiir için lütfen tıklayınız...

  Dünyanın En Eski Aşk Şiiri Tableti
Dünyanın en eski AŞK ŞİİRİ tableti
  B a n n e r

Yenicagsad.com banner 

Bannerimizi sitenize ekleyebilirsiniz.

Sözünü tam söyleyemeden ölen şair: ERGİN GÜNÇE

Ergin Günçe, 1938’de Giresun’da doğdu. Annesiyle babası öğretmen olduğundan çeşitli kentlerde okudu. İstanbul Erkek Lisesi’nin ardından Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Orta Doğu Teknik Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi’ne asistan oldu (1960). 12 Mart’tan önce de sonra da birkaç kez gözaltına alındı, tutuklandı ve yargılandı. Master ve doktora çalışmalarının yanı sıra Fransa ve Almanya’da çalıştı (1974-79). Yurda döndükten sonra ODTÜ’de öğretim üyeliğini sürdürdü. 16 Ocak 1983’te Esenboğa’daki uçak kazasında öldü.
Şiirlerini 1950’lerin başında yayınlamaya başladı. Çeşitli dergilerde yazdı. Bu arada a dergisi ve Yeni a Dergisi’ni çıkaranlar arasında yer aldı. İlk kitabı Gencölmek 1964’te yayınlandı. Ölümünden sonra bütün şiirleri Türkiye Kadar Bir Çiçek adıyla bir kitapta toplandı (1988).
Şiirlerinde “çocukluk”, “ölüm duygusu” gibi temalar, dili değiştirimlerle alışılmadık çağrışımlara yönelten, okuru şaşırtarak sarsan değişik imgeler ve söyleyişler dikkati çeker. Kimi şiirlerinde ise düşünce ağırlık kazanmakta ve siyasal tavır öne çıkmaktadır.


ERGİN GÜNÇE - ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER


GENCÖLMEK

Ay mıdır kar mıdır pencerede
Boğulmuş çocukları martılara taşıyan
Kara köpek karşı kıyıda uluyor
Bence o çocuk öyle gülmemeli

Atları çayıra saldım diş kamaştıran erik ağaçları altına
Nisan toprağı kalbimde ağarıyor
Bence o çocuk öyle gülmemeli
Şimdi bir kadın çay demlese

Bahçemdeki korkuluk nar ağacıdır
Erken ölmüş, iyi giydirilmiş
Sular soğuyor ovada duran ince gölgesinde
Büyük ateşler, kuytu köyler gibi

Alınlarına vişne çiçekleri yağan
O kızlar, delikanlılar ve lohusalar
Oyulmuş bir bebektirler ıhlamurdan
Kestane mangalları, masallar, talikalar

Ölüm alışsın artık bize
Bir dans gibi bahçemize gelsin
Gelsin otursun ılık minderimize

Ben o çocuk öyle gülmemeli
Ay kar gibidir pencerede

GÜNLERDEN EYLÜL, AYLARDAN ERGİN GÜNÇE

Günlük şarabımız var maşrapa içinde
Külde pişmiş patatesler ve eşsiz pilavzerde
Din kitaplarımız, putlarımız, telvelerimiz
Yeleği de köstekli bir amca kahvesinde

Suratı çilli günler, gölgesi uzun günler
İşte bir bağ bozumu, işte bir çıngıl üzüm
Gökyüzüne yaslanıp saatimi kuruyorum
Kimsecikler duymasın bir Tanrı olduğumu

İstersen bu Duayı bir Çınara söylerim
Ben kendi başımdaki en önemli şapkayım
Islıkla her türlü marşı çalan bir Arap
Bazan bizim orada bir yokuştan iniyor

İşte durumlar böyle ey Kandil Simitleri
Bir değirmen bu günler kalbimi öğütürüm
Serentiler kurarım ömrümü kuruturum
Haritamda denizlerin yerleri değişiktir

Günlük peynirinizi bize veriyor
Kızarmış bayat ekmek, suda kaynamış pirinç
Sen ne dersen de yeleği köstekli Kahve
Durup dururken Tanrımı seviyorum

Günlerden Eylül aylardan Uzun Eşek
Bir Tabanca çıkarıp kendimi vuruyorum.

MANDOLİN

Eski bir mandolindi ölümdü anlatılan
Kır kahvesinde çocuklara çalardı
Temmuz örerken evini sarmaşıkla

Çan çiçekleri göğsünde kuru kalbi
Serilince bahçeye rakı sofrası
Kucağında mandolin, mandolin ve parmakları

Ne yalnızlık kalır ne aşk
Ne gizlice bildiği av şarkıları
Ay dudağında kuruduğu zaman
Ve ne zaman görse çocukları

Serin yaz geceleri penceresinden
Balkona akınca gölgesi
Saçlarında deniz ve uçuşan şapkası
Eski bir mandolindi ölümdü anlatılan

Şimdi kış ve uykusuz çocuklar
Uzak bir mandolin kulaklarında kalan

TÜRKİYE KADAR BİR ÇİÇEK

Soğuk suda çarpa çarpa yıkadım
Yüzümün niyeti bir aşk şiiri

Ayçiçeği
Gümüş çiçeği, Kavun Karpuz Mevsimi
Çiğdem: yağmur sonu çiçeği
İlk cemreden sonra bulduğumuz çiçekler

Gül güldür, Gül de güldür
Ben bu kadar anlarım bu işten

Ekinler sarardı biçtik güz geldi
Eskiden sevdiğim kızlar çiçeği
Öpemedik birbirimizi işte bunun çiçeği
Tay gibi dururdu tay gibi bir kız çiçeği

Benim poliste kaydım varmış, hohho
Poliste kaydı olmanın çiçeği

Bir dâvet olan çiçek
Süslerler eteklerini kikirdeyerek
Kaymakam evlerinde yastık çiçeği
Diz çiçeği. Türkçenin en ayıp kelimeleri
Dul, Baldız, Bizim Güveyi
Bacanak çiçeği, ayıp çiçekler

Yüzünün ve taranmanın çiçekleri
Entarin düzelirken açan çiçek
Bir dâvettir çiçek ve çok kere gidilemez
İnsanın dairede işi vardır çünkü

Amerikan polisinde bile fotoğrafım var, hah
Hangi hırsızın polisi, hani ev sahibi

İyisin sevgilim, aceleci ve sabırlı
Belki de barışa bir savaşla varılır
Çünkü işleten sevgiyi
Öfkenin kurucu meclisidir
Tarihi hızlandırmanın çiçeği

Senin saçlarında bir Macar kırmızı var
El yazması Kur'anlar
ve Benim yanaklardaki Çerkeslik
Daha bir sürü çiçekler

Senin de bir kaydın bulunmalı loy
İyisin, demek ki iyisin, sabırlı ve aceleci

Kadınlar Mevlûdu, şerbet çiçeği
Geldibirakkuşkanadıylarevân ve benim uykum
Ki güzel çiçektir her zaman
Hâfız kadınların fingirdekleri
Tüccar, telsizciler, terlikçiler
Aklımda bir kasabanın çiçeğini tamamlar
Hamamı hergün turşu kokar

Demek, düğünlerde böyle oynarlar
Gözleri duvarlara, tavana bakar
Köylerin solgun aşk çiçeği
Düğün ne kadar uzundur, Sağdıç çiçekleri
Güveyi pencereden bir silâh atar
Kızevi utanarak tarar sakalını
Göğe bir duman çiçeği salınır

Kaydımız olsa da olmasa da sevgilim, ohho
Kaç kere yıkadık birbirimizi

Ayçiçeği
İş becermişlerin yüzündeki çiçek
Kurtuluş Savaşının kaşındaki çiçek
Asyada kabaran ekmek çiçeği
Beş bin yaşından bir komutan

Sen bu kadar yüreklisin
İnce çekingenlik çiçeği
Ha dediklerinde dağda olursun
Ha diyeceklerin ağzındaki çiçek
Umudun çiçeği
Türkiye kadar bir çiçek

Yüzünün niyeti bir aşk çiçeği
Bir kalkışma yüreğindeki çiçek

OLMAK YA DA VURMAK ÖLDÜRMEK

Bir suç oluyorum ben de külümü karıştırınca
Kimleri, kimleri, kimleri vursam
Önce kendimden mi başlasam şakalaşmaya
Önce kendimden mi başlasam

Ben istesem Horoz gibi öterim

Alıngan ve içli çocuk olduğum için
Rahatlarım Bankanın camını kırsam
Sularım sonra atımı bir derede
Ne zaman ne zaman kırlara kaçsam

Ben istesem Kilidimi kırarım

Kumral bir Yaz peşimdedir, dolaşırım ben
Altı yaşında tütüne gittim, oğlak güttüm, çırak
Neler de çıkıyor eşelenince
İnsan büyüyor adam vurarak

Ben istesem Pusu bile kurarım

Duygulu ve sivri bir öğrenci oldum
Ateş okudum kitap yakarak
Artı-değer kavramını ve günlerce Matematik
Bıçaklar edindim Bursa'ya giderek

Benim şimşir Kazıklarım vardır

Ne zaman seni vursalar öcünü komam
İpekli dokunur gibi işliyor zaman
Öfke çiçeğim, av borum, işlek çıngırak
Bütün gün kan içinde yoğruluyorum

Yorulmam dersem Yalan olacak

Bir suç oluyorum ben de külümü karıştırınca
Kimleri, kimleri, kimleri vursam
Önce senden mi başlasam şakalaşmaya
Önce senden mi başlasam


DERSİMİZ AŞK ÇÜNKÜ SÖYLEMİŞTİM

Dersimiz Aşk, konular Haydutluk ve Sarışınlık
Şimdi şurdan koşsam Akdeniz'e çıkarım
Yörükler ve Develer arasından geçerim
Üzüm incir ve tütün, üzüm incir ve tütün
Dersimiz Aşk çünkü, söylemiştim
Oturur bir Güneşle sigaramı yakarım

Bir Horoz adamıştım onsekizimde
Nedense kesmeye üşeniyor insan
Şu günlerde ömrüm de bir hayli kısalıyor

Dersimiz Aşk, konular Barut ve Av Tüfeği
Annemiz bizi de elbet bir Gül'de biriktirdi
Okullar bitti, Askere gittik ve hemen evlendik
Bahçeye bir Sığırcık bir de Köpek alıştırdık
Serentiler üstünde Biber ve Kırmızı Tarhana
Dersimiz Aşk çünkü, söylemiştim
Oturduk son gece Balkonda Vişne yedik ve gülüştük

Süt gibi Gökyüzünden biriki Turna geçiyor
Öksürerek yürüyorum bir İkindi yolunda
İzliyor beni Gölgem, Çubuğum ve Keçilerim

BİR DOSTU ÖLÜ GÖTÜRMEK

boş bulunup gülersen
bir ölünü görünce
ocağa tütsü atarsın
pencerene sürme çek

ölünün babasıyla
uzunca bir rakı iç
anmadan eski günleri
bırak biraz ay doğsun

dört arkadaş bir olup
tahta kutu içinde
ölünüzü götürün
incirlerin altına

dönersen ıslık çalarsın
yol uzun, su karanlık
otur bir çardak altına
bırak biraz yağmur yağsın


İKİNDİYE MANDALİNALAR

Gülseren için

Kocaman yüreğimi süsleyen sam yeli
Uykudadır şimdi bütün çerkes çocukları
Atlar kişniyor neremde kimbilir atlar kişniyor
Zaten beni çingeneden aldılar
Ben kötüyüm babam karaduta bağladı

Köpeklerimi vurduğunda bir tren aradım
Üstlerine çam örttüm bildiğim kadar
Toprak bir gün sonra da kımıldıyordu

O yaz zaten deliydim bir bahçe
Herkes bilir incir ağaçlarımı

Cumartesi bayrak direğindeki baykuş
Gerçi bütün ötüşleri çıktı
O sabah avluda oturdum mızıkam bozuk
O, arada, uçurtmaya kadar süzülüyordu

Bütün gün ne oldu da görünmedi
Birazdan gelir cebinde mandalinalar
Üstümü örter, ıhlamur kaynatır
Hastayım gözlerimde, dizer alnıma saçlarımı

Benim yüzüm çerkes yüzüdür
Öğünür eğlenirken sam yeli kulaklarımla

Nişanlısını uzak bir yere götürmüşler
"her şeyi bilirim ama" dedim, o zaman ağladı
Ey göklerde boğulan uçurtması
Hepsinden beyaz ve en yüksekte

Saat kulesine her zaman tünemezdi
Birşeyi doğrulamak ister gibiydi bu Pazar
Baktım göğü dolaşır, sarı kafamı kaldırıp
Yağmur üçümüzü ovada yakaladı

Kim indirmiş o usta baykuşumu
En güzel ölümü bana saklardı

EVDE KALMIŞ KIZLARIN MASALI

I
Sonraya bırakılmış güzel günler varken
İçlerinde mavi bir çocuk da vardı

Zaman mor atlarıyla eriklere başı değerek geçer
İçlerinde sinsi bir kedi vardı gülerken

Durgun günler saçlarını aka boyuyor
Kaç yıldır bilirim çil bir horoz taşırlar gözlerinde

Çocuklara söğüt düdükleri dağıtırken iyi bilinen mayıs
Bir ses uyur kulaklarında elmalar çürüten

II
Bir gün sen çiçek açmış limon ağacı
Onlar üzülür açıp yüreğini gösterirsen

Bir horoz, bir kedi, bir ev birikir içlerinde her yaz
Her yaz; bir buğdayla başlayıp bir yağmurla biten

III
Bizim oralara da uğrarsa o gün ölüm
Açarlar o üç kız pencereyi

Yüzlerinde ince bir gülümseme
Limon çiçeklerine eğilir gibi


HAKKINDA DENİLENLERDEN BAZILARI

“Ergin Günçe, çok yazan bir şair değildi, şiir birikimi çok olan bir şairdi. Ara verse de şiirin kuyruğunu bırakmazdı. Gerçeküstü imgelere dayalı, aşırı duygusallıkları akılla dengeleyebilen bir matematiğe sahiptir onun şiiri. Bu şiirlerde çocuksu, hatta çocukça bir anlam ve gerçeklikler yatar. Ölüm ve çocuk onun şiirinin belkemiğidir. Ölümle dirim yanyanadır. “
Adnan Özyalçıner

“Matematikle şiirin, ekonomi ile edebiyatın kesiştiği bir nokta varsa eğer, Günçe işte o noktadaydı. Ve bu noktaya, edebiyat dünyasındaki kır çiçeklerini devrişe devrişe gelmişti.”
Uğur Mumcu

”Kırık bir Verlaine var bu çocukta.”
Sezai Karakoç

'Gencölmek'teki şiirlerle daha sonra tek tek dergilerde yayımlananlar arasında şöyle bir ayrım var: Gencölmek' tekiler 'İkinci Yeni' döneminin ortak çizgilerini de taşıyor. Çocukluk-ölüm duygusu temaları yanyana, hatta içiçe. Ruh temizliğinin kitabıdır 'Gencölmek'. Düşünce orada naifleşiyor, humor haline geliyor. Daha sonra dergilerde tek tek yayınlanmış şiirlerde ise düşünce ağır basmakta. Siyasal bir tavır var. Ergin Günçe, bunları hayatı değiştirme tutkusundan dünyayı değiştirmek aşamasına geçmiştir. Ancak bir savaşçı gibi değil de, bütün hesaplarını vermiş eski bir uygarlık gibi konuşmaktadır.”
Cemal Süreya

“İkinci imzalı kitabımı almak için aradan yıllar geçti. ODTÜ öğrencisi idim. Yazarı, ODTÜ'de hocam, dostum ve abim Ergin Günçe idi. Şiir kitabının adı ‘‘Gencölmek’’.
Ergin Abi şöyle yazıp imzalamış:
‘‘Emin Çölaşan'a. Bu kitap hızlı yaşamaya, çabuk ölmeye ve güzel bir cesedi olsun istemeye karşı bir direniştir. Bütün gencölenlere yakılmış bir ağıttır. Sakın gencölme. 29 Aralık 1964.’’
Ama Ergin Abi bana ‘‘Sakın gencölme’’ diye verdiği nasihatı tutamadı. Aradan bir süre geçti ve Esenboğa'da bir uçak kazasında gencöldü.
Aradan yıllar geçip de bana binlerce imzalı kitap armağan edileceğini o zamanlar nasıl bilebilirdim! İmzalı kitap en güzel armağandır. Benim de Türkiye'nin on binlerce evinde imzalı kitaplarım var ve bununla gurur duyduğumu saklamıyorum.”
Emin Çölaşan

“Beni en çok üzen de, yakından tanıdığım, arkadaşlık ettiğim Ergin Günçe’nin erken ölümü oldu. Yaman bir şairdi Ergin. Kolay kolay ulaşılamayacak pırıltılı bir zekası, engin bir hayal gücü vardı. Dil ustasıydı. Aramızdan ayrıldığını duyunca, "Gencölmek" şiirini hatırlamıştım hemen. "Ölüm alışsın arıtk bize / Bir dans gibi bahçemize gelsin / Gelsin otursun ılık minderimize."
Ama ölüm bir dans gibi gelmişti Ergin’in bahçesine. Onu gökyüzünde yakalamış, bindiği uçakla yere çakılmıştı.”
Ülkü Tamer

Bütün Türk şairlerini seviyorum. Ama, hani bir çocuk, her gece en sevdiği bir oyuncağıyla yatar ya yatağına, benim de böyle bir şairim var: Oktay Rifat. Sonra Metin Eloğlu; üzgün bir Üsküdarkeş olduğu için belki de. Bir de Ergin Günçe. Frankfurt’tan hemşehriyiz onunla. Oturmuş bir dönem. Finkenhof dutlarından, dut ağaçlarına konan baykuşları anlatır. Yıl 1975’ler. “Türkiye Kadar Bir Çiçek” kitabı, Türkiye’nin ağlama defteridir.
Ali Asker BARUT

  Editörden

F. Oktay / M.Doğan

Gündemimiz

  Söyleşi

 

Ahmet İNAM-Ersin YILANCI

Söyleşi için tıklayınız

  Dost Site Linkleri

akashazone.com

Antolojide Biz

merihli.com

edebiyata.com 

siirakademisi.com

edebiyatdefteri.com

forumedebiyat.com

kemalozer.net

yazimhane.com

  7/ 24 Üye Destek

Derneğimiz hakkındaki
soru ve görüşleriniz için


Tıklayınız...

  " Deli Rakkase " Habibe Ağaçdelen
Tasarım ve Yazılım Orden Bilişim
www.cagsad.com
Her Hakkı Saklıdır. Copyright © 2007

Sitemizi 0 kişi ziyaret etmiştir.




Sitemizde yer alan yazı ve şiirlerin telif hakları yazarlarına aittir. Yayınlanan yazı ve şiirlerin içeriğinden Derneğimiz sorumlu değildir.




A.İLHAN ŞİİR ÖDÜLÜ İÇİN TIKLAYINIZ...
W.B.YeatsYosa BusonWilliam Shakespeare
Su Tung PoThomas MooreVoltaire
Sarojini NaiduStephane MallarmeShimazaki Toson(1)
Rudyard KiplingSant TukaramSarah Teasdale
Paul EluardPaul ValeryRoald Dahl
Matsuo BashoMuhammed IkbalOmer Hayyam
M.A.KuzminM.Y.LermontovMark Twain
Jean CocteauJohn WilmotJRR Tolkien
Guillaume ApollinaireH.W.LongfellowIngeborg Bachmann
Federico Garcia LorcaGeorge CanningGoethe
Dorothy ParkerE.B.BrowningEzra Pound
Amy LowellA.S.PushkinAnais Nin
GazaliBertold BrechtAndre Breton
Dylan ThomasCharles BukowskiCarl Sandburg
Elizabeth BishopLawrence DurrellEdgar Allan Poe
Langston HughesGwendolyn BrooksEmily Dickinson
Ted HughesSylvia PlathOgden Nash
William ShakespeareWalt WhitmanWilliam Blake